MOBBING
İLE MÜCADELEDE ÇÖZÜM YOLLARI VE ÖNERİLER
"İngilizce bir terim olan
“mobbing”in, yuvalarını korumak için saldırganın etrafında uçan kuşların
davranışlarını betimlemek amacıyla 19. yüzyılda ilk kez biyologlar tarafından
kullanıldığı bilinmektedir. Aynı kavram daha sonra 1960’larda, Konrad Lorenz
tarafından küçük hayvan gruplarının (örneğin kuşlar) daha güçlü ve yalnız bir
hayvana (örneğin tilki) toplu şekilde hücum ederek uzaklaştırması; ya da
aynı kuluçkadan çıkan kuşlar arasında yaşanan ve diğer kuşların, aralarındaki
en zayıf kuşu yiyecek ve sudan uzak tutarak dışlaması, iyice güçsüz bir hale
getirmesi ve en sonunda da fiziksel saldırılarla öldürerek grubun dışına atması
durumunu ifade etmek amacıyla kullanmıştır.Çalışma yaşamında ise mobbing
kavramının ilk kez, 80’li yılların başında İsveçli endüstri psikologu Heinz
Leymann tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Leyman’ın çalışanlar arasında
benzer tipte uzun dönemli düşmanca ve saldırgan davranışların varlığına dair
yaptığı saptamalar sonucunda, bu kavramı kullandığı görülmektedir.
Çalışma yaşamında mobbing kavramı, işyerinde bireylere üstleri, eşit düzeydeki
çalışanlar veya astları tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü
muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışları ifade eden anlamlar
içermektedir. [1]"
Aslında mobbing çalışma hayatının her
döneminde mevcut olan bir sorun olmasına rağmen, nedense örtbas edilen, üstünde
konuşulmayan, pek de fazla ciddiye alınmayan bir konu idi. Özellikle 4857
sayılı İş Kanunun yürürlüğe girdiği 2003’ten bu yana konunun gerek öğreti
ve gerekse de içtihat bazında öneminin arttığını görmekteyiz.
Mevzuat yapısında mobbing konusunda açık bir
düzenlemenin yapılmaması, mobbingin koşulları ve müeyyideleri konusunda
objektif, anlaşılır bir yasal altyapının bulunmaması bu konunun hep geri planda
kalmasına neden olmuştur.
Aynı zamanda mobbingin ispatı ve çalışanı
koruyucu tedbirlerin normatif bir şekilde düzenlenmeyişi de bu konudaki en
büyük sıkıntılardan başında gelmektedir.
Buna karşın, son yıllarda Başbakanlık
tarafından yayımlanan 2011/2 [2] sayılı
genelge ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek 6098 sayılı Borçlar
Kanunu’nun 417. maddesinde [3]
mobbinge
ilişkin düzenlemelerin yer alması son derece sevindirici gelişmelerdir. Ancak
çalışma hayatına ilişkin en ciddi sorunlardan birisi olan mobbingin neden İş
Kanunu’nda ayrıntılı ve açık bir şekilde düzenlenmediğini bir hukukçu olarak
anlayabilmiş değilim doğrusu.
Mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde
mobbinge uğrayan bir çalışanın işten ayrılması ve bunu da ispat etmesi halinde
İş Hukukundan kaynaklı tazminat, genel hükümlere dayalı manevi tazminat
alacaklarını talep etmesi mümkündür. Aynı zamanda tehdit, taciz, hakaret vb
durumların varlığı halinde çalışanın ceza kanunu uyarınca suç duyurusunda
bulunma hakkı da söz konusudur. Kaldı ki, mobbing bir nevi çalışma hürriyetini
tahdit niteliğinde olduğundan Ceza Kanunu madde 117’de yer bulan “iş ve çalışma
hürriyetini ihlal” nedeniyle suç duyurusunda bulunulabilir. Ayrıca konunun
idari yönden tahkikatı da Başbakanlığın 2011/2 sayılı genelgesi ile daha
yapısal bir hale dönüşmüştür. Ancak buna rağmen, bu süreçlerin çoğu defa etkin
bir sonuç vermediği maalesef bilinen bir gerçektir.
Şu halde, mobbinge uğrayanın müracaat
hakları; tazminat, idari tahkikat ve cezai şikayet olarak özetlenebilir. Ancak
bu süreç içerisinde çalışanın aynı işyerinde çalışmaya devam etmesi çoğu defa
mümkün olamamaktadır. Çalışan hem kötü muameleye uğramakta, hem işini kaybetmekte,
hem de uzun süren yargılama ve tahkikat neticesinde mobbingi kanıtlamaya
çalışmaktadır. Böyle bir durumda, aslında mobbingi uygulayandan ziyade mobbinge
uğrayan maddi ve manevi anlamda cezalandırılmaktadır. Mobbinge konu olay
hakkında tanıkların “işimizi kaybederiz korkusuyla” gerçek beyanlarda
bulunmaktan kaçınmaları, yazılı olarak ispata yarar delillerin bulunmayışı da
eklendiğinde mobbingin ispatı son derece güç bir hale gelebilmekte, neticede
çalışan bir kez daha mağdur konuma düşebilmektedir.
Şu aşamada, mobbing konusunda soyut,
sübjektif ve genel kanaatler bildirmekten öte objektif, normatif ve güçlü
yaptırımı olan ilke ve kaidelerin konulmasının son derece önemli olduğunu
düşünüyorum.
Bu çerçevede Yeni Anayasada bu konuda son
derece açık bir hüküm konulmasının son derece yararlı olacağını kanaatindeyim.
En azından ilkesel olarak dahi Anayasada böyle bir hükmün bulunması konunun
yasal olarak düzenlenmesinde daha ciddi ve tutarlı adımların atılmasına neden
olabilecektir.
Sonrasında ise, bizzat İş Kanununda
mobbingin açık bir şekilde tanımına yer verilerek, objektif unsurların tespit
edildiği yasal bir düzenlemenin yapılması şarttır. Diğer ifade ile gerek
çalışan ve gerekse de işveren mobbingin ne olduğunu ve bunun yasal sonuç ve
şartlarını açık bir şekilde önceden bilmeli, konu sübjektif tartışmalardan
olabildiğince uzak bir hale getirilmelidir.
Ayrıca; çalışanın iddialarını araştırmak
üzere gerekirse işyerindeki tüm işçilerin ifadelerinin alındığı, bu konudaki
tüm delil, emare ve belgenin araştırıldığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı bünyesinde sadece
bu konuya özgülenmiş bir teftiş ve denetim biriminin kurulması ve yapılan tahkikatın gizli
bir şekilde yürütülmesinin sağlanması düşünülebilir. Sadece bu konuya özgülenmiş bir
teftiş veya denetçi biriminin zaman
zaman işyerlerinde teftişler yapmak ve çalışanları bilgilendirici eğitimler
düzenlemek konusunda uzmanlaşmış bir kadro olmasında yarar olduğu
kanaatindeyim. Konu hakkında Başbakanlığın 2011/2 sayılı genelgesi ile
“Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulunun" kurulması, ALO 170 danışma
hattının açılması, denetim elemanlarının psikolojik taciz şikâyetlerini
titizlikle inceleyip en kısa sürede sonuçlandırmalarına ilişkin düzenlemenin
son derece önemli olduğunun altını çizmekle birlikte, bu konuda uzman bir
denetim kadrosunun bulunmasının mobbingle mücadelede işlevselliği artıracağını
belirtmek isterim.
Bunun haricinde ceza hukuku bakımında da
mobbingi birebir kapsayan bir madde ile caydırıcı ve orantılı bir cezai
müeyyidenin ihdası son derece önemli bir rol oynayacaktır.
İşyerinde mobbingin varlığının kanıtlanması
halinde ise, işverene uygulanacak idari para cezası veya idari tedbirlerin de
caydırıcı oranda artırılması son derece yararlı olacaktır.
Esas olan mobbinge uğrayan çalışanın bir kez
daha mağdur edilmesi değil, mobbingi uygulayanın sağlıklı bir şekilde tespit
edilerek cezalandırılmasıdır. Bu konuda, işyerlerinde de kurumsal anlamda
çalışmaların yapılması, mobbing kapsamındaki şikayet ve müracaatların objektif
bir şekilde inceleneceği kurulların kurulması ve bu kurulların adeta bir iç
denetim mekanizması olarak çalışması da son derece önemlidir.
Netice itibariyle, çalışma hayatının en
önemli sorunlarından birisi olan mobbinge karşı işlevsel ve etkin önlemlerin
alınması zaruridir. Bu durumun ispatını sadece işçinin üzerine bırakmak en
basit anlatımıyla kolaycı ve etkisiz bir çözüm yoludur. Mobbingin tanımı,
kapsamı ve sonuçları konusunda ciddi ve etkin bir araştırma yapılacağı
konusunda çalışanın yasal kapsamda güvencesinin tam olması gerekmektedir. Bu
nedenle öncelikle Anayasadan başlayarak, yalın, açık, objektif ve caydırıcı
yaptırımları olan bir yasal altyapının oluşturulması ve mobbingi uygulayanın
süratli, etkin ve doğru bir şekilde cezalandırılacağı bir düzenlemenin
yapılmasının son derece yerinde olacağı kanaatindeyim.
[1] Prof Dr. Pınar Tınaz, Çalışma ve Toplum Dergisi,
2006/4, sf-13-14, http://www.calismatoplum.org/sayi11/tinaz.pdf
[3] MADDE 417- İşveren,
hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde
dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin
psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların
daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş
sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve
gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda
alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki
hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü,
vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı
zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine
tabidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder